29 Ocak 2007 Pazartesi

Kim kimdir? Ep - 4: Tahtacı Amat Pehlivan ve Yörük Mustâ

Türkler'in ata sporu... Yüzmeyle birlikte en fazla sayıda kası çalıştıran spor dalı... Aerobik teneffüs sisteminin en yoğun kullanıldığı, dayanıklılık, idman ihtiyacının had safhada olduğu sporlardan biri...

Bu spor, pek tabii ki, güreşten başkası olamaz. Güreş bugünlerde neredeyse kimsenin ilgilenmediği, izlemediği, hatta eskiden ana dallardan biriyken, bugün olimpiyatlardan ihraç edilmesi gündemde olan bir spor.

Peki ya geleneksel çayır güreşinde, yağlı küreşte, 'karakucakta' durum ne? Bu günleri görmek zorunda kaldığımız için biz Mehper olarak utanç içindeyiz lakin çayırda durum daha da fena.

Bugünkü konumuz aslen güreş değil amma güreş çayırlarında meşhur iki hemşehrimizle ilgili. Kimdir derseniz, Tahtacı Amat Pehlivan'la Yörük Mustâ olur cevabımız.

Bu ikisinin Koca Yusuf, Gaddar Kel Aliço veya Kurtdereli'den farklı olarak şöhretlerinin sebebi kesinlikle bahadır, yiğit pehlivanlar olmaları değildir. Bilakis hatırlayanlar, ikisinin de sırtı yerden kalkmaz, güreş heveslileri olduğunu anlatırlar istihzayla. Birer ellerinde yağ ibriği, birer ellerinde zembil içinde kispet, il il, güreş güreş gezerlerdi. Birbirlerinden başkasıyla pek güreş tuttuklarını hatırlayan yok, ve hatta, tevatürdür, doğrulatamadık ama, biri elini sokup da kispetin içine kasnaktan yakalamayagörsün, "o güreş uzar da uzardı artık" diye anlatırlar gülerek.

Bunların iddiasız pehlivanlar olmalarına rağmen her organizasyona hususi olarak davet edilmelerinin en birinci sebebi güzel sesleri, makam bilgileriydi kuşkusuz. O dönemde halk Türk Sanat Musikisi'ni bilmez, Türk Halk Müziği'ne, türkülere ehemmiyet verirdi. Güreşler de zamane halkının en çok ilgi gösterdiği spor organizasyonu olmasına rağmen, bu ikisinin nereden öğrendikleri belirsiz usûl-makam bilgileriyle geçtikleri fasıllar, güreşlere izleyici ilgisini kat be kat artırırdı. Bir başka tevatürdür ki, güya bunlar filanca paşanın mahbublarıymış çocukluktan, konakta almışlar eğitimi, hem temayüllerindeki garabet, hem de fizîkî gelişimleri yüzünden konaktan gönderilmişler... Her neyse, bu da konumuzun dışındadır, fazlası magazine girer ki, magazin Mehper'in yanından bile geçmek istemediği bir alandır.

Bu bed ahlâk, bed tıynet ikilinin 'Hüseynî' makamında, 'Düyek' usûlde söyledikleri Faik Ali Bey'in eseri 'Zamân olur ki ânın hâcle-i visâlinde' ve 'Hicâz' makamında 'Curcuna' usûlüyle meşk ettikleri 'Hançer-i aşkınla, ey yâr, gönlüm üzre vurma hiç' parçalarını hususiyetle güzel söyledikleri, kulaklara ziyafet çektikleri biliniyor.

Çayırda güreş tertibi en az 2-3 gün sürer, gündüzleri müsabakalara ayrılır, akşamları ise şölenler düzenlenir, ziyafet sofraları kurulurdu. Pehlivan denen adamın iştahı dillere destan, bir oturuşta bir kuzuyu başlangıç olarak yiyen babayiğitlerin olduğu yerde kesilen hayvanın, pişen etin hesabını tutmaya bir bölük matematik hocası lazım gelir.

Etin yanında mey (şimdiki şarap), arak (şimdiki rakı) da oluk oluk akardı. İçki burada, yemek burada, Tahtacı Amat Pehlivan burada, Yörük Mustâ burada... Eğlence için daha ne lazımdır ki? Büyüklerimizden dinlediğimiz kadarıyla bu iki pehlivan özentisi, yiyip, içip, çalıp, söylerken aşka gelip çıkar meydana, başlarmış göbek atmaya, köçeklik yapmaya. Köçeklikleri de zamanın değme gayrimüslim, Kıptî avratlarına taş çıkarır cinstenmiş diye anlatılır.

Bu noktada köçek nedir onu da anlatmak istedik lakin bazı sebeplerden, internetin en güvenilir bilgi kaynaklarından Wikipedia'daki tarifi olduğu gibi yazmaya karar verdik. Şöyle ki:
"The köçek phenomenon (plural köçekler in Turkish) is one of the significant features of Ottoman Empire culture. The köçek was typically a very handsome young male rakkas, 'dancer,' usually cross-dressed in feminine attire, employed as an entertainer and sex worker."

Bu meşhur ikiliden Tahtacı Amat'ın artık elini eteğini bu işlerden çektikten sonra, Antalya Kepezüstü tabir edilen bölgedeki köyünde münzevi olduğu, Yörük Mustâ'nın da kalan ömrünü Antalya'nın bir diğer ilçesi Manavgat civarında geçirdiği söyleniyor. Akıbetleri hakkında tafsilatlı malumat bulunmamaktadır.

İki musikişinas pehlivan için o günlerde uydurulan tekerlemelerden bazıları günümüze kadar gelebilmiştir. Örnek vermek gerekirse, "Mademki yörüksün, kapatma da görüksün" veya "şu biberler pek acı, koyim sana tahtacı" gibileri ilk akla gelenlerdir.

Yukarıdaki resim, Mehper'in British Museum, Musée du Louvre ve Metropolitan Museum of Civilisations tarafından ısrarla talep edilen, ancak elde edilemeyen arşivindendir. Mehper, Türk Sanat Musikisi'nin hakettiği ilgiyi kazanmasına yardımcı olmak için hayata geçirilmiş dev bir projedir.

22 Ocak 2007 Pazartesi

Anlayana 3'ler, 7'ler, 40'lar...



Tanrı dünyayı yarattı tozdan, topraktan, su, ateş ve havadan. Mahsûller büyüdü dize kadar, kimbilir hangi acayip şekil-şemalden hayat başlayıp geldi taaa bize kadar...
Ya iste boyle pek muhterem Turk Sanat Musikisi dostları, Tanri alemi yarattı ademoğulları, hayvanlar ve nebatat hep beraber yaşasın diye, muhterisler ise bölmeye kalktı onu hudutlarla.
Vakit geldi halklar kaldı hudutların ötesinde veya berisinde. Pasaportsuz geçemedik belki ama bizim duvarın dibinde tıngırdattığımız udun, tamburun veya kanunun sesi ne duvar, ne dikenli tel dinledi, geçti, dolaştı, 'öteki' ülkelere anlattı dertlerimizi. Bize de getirdi karşının tınılarını, birleştirdi hepimizi elinden geldiğince. Musikinin huzur veren dingin sesine kulaklarını kapatanlar ise tabancada tüfekte aradılar çözümü ki, dünyanın dört bir köşesinde gözü kulağı olan Mehper hiç şahit olmadı bulunduğuna.

Diyeceğim şu ki; 3'ler, 7'ler, 40'lar. 3 artı 7 eder 10. 40'tan çıkar 10'u, ne etti? 30.

Anlayan anladı, dudağının kenarında müstehzi bir tebessüme karışan iç burukluğuyla...

15 Ocak 2007 Pazartesi

Kınama


Uzun bir aradan sonra sizlerin karşısına böylesine üzücü bir olayla çıktığımız için ne kadar müteessir olduğumuzu anlatmaya kelimeler yetersiz kalır sevgili mehper severler.

Fakat ismi lazım değil bir gazlı içecek firmasının yeni reklam kampanyası biz Türk Sanat Musıkisi gönüllülerini derinden yaralamıştır. Bu reklam kampanyasına DUR demeyi mehper kendisine vazife edinmiştir.

Türk Sanat Musıkisi tarihinin ölümsüz eserlerinden biri olan Senede Bir Gün ile başlayan reklam filmi son derece yakışıksız ve küstahca, cakkıdı cakkıdı denilen bir gıcırtıyla bitirilmektedir. Türk sanat musıkisini böylesine nahoş kampanyalarla ayaklar altına almaya çalışanlar karşılarında bizi bulacaklarından şüphe duymasınlar. Mehper olarak gazı kaçmış gazlı içecek firmasını kınıyoruz ve bu reklamın en kısa zamanda yayından kalkmasını ve yetkililerin kamuoyundan özür dilemesini bekliyoruz.


Saygılarımızla,

Mehper