29 Aralık 2006 Cuma

Mehperden Kutlama

Mehper olarak, Türk Sanat Musıkisi dostlarının, tüm vatandaşlarımızın, yavru vatan Kıbrıs'taki vatandaşlarımızın, gurbetçilerimizin, bütün İslam ailesinin ve insanlığın mübarek Ramazan Bayramı'nı kutlar ve yeni yılın hayırlara vesile olmasını temenni ederiz.

27 Aralık 2006 Çarşamba

Mehper Çocuk Pornosuna Karşı


Mehper sosyal sorumluluklarının bilincinde bir topluluk olarak toplumumuzda ki sorunlarada parmak basmayı kendine vazife edinmiştir. Bizler kuruluşumuzda ki yazılarımızda; yeni nesiller Türk Sanat Musıkisi dinleyerek büyümeli ki daha mutlu, daha aydınlık yarınlar bizlerle olsun demiştik.
Genç diğmaları zehirleyen ve bütün saflıklarını ellerinden alan çocuklara yönelik pornoya bu sebepten karşıyız.
Özellikle porno filmlerde ki çıkıçaaaaav çıkıçaavçaaaaav makamında ki güftelerin hangi amaçla olursa olsun çalınması ve söylenmesi de yasaklanmalı.
Gelin sizlerde bu harekette yanımızda yer alın.
Çocuklara yönelik pornoya HAYIR!!!

26 Aralık 2006 Salı

Kim Kimdir? Ep - 3: Çingene Feraye

Devrimizde meyhane kalmadı ama, bilhassa rakı içmesini bilen de kalmadı. O cânım rakımız kadehle içilir efendim, yudum yudum, süze süze, koklaya koklaya... Yemekle değil mezeyle, gürültüyle değil, muhabbetle içilir, hele bir de mekânda güzel sesli bir mahbube varsa değmeyin o keyfe...

Bu diziye başlarken demiştik ya, hayatta en acıklı şeylerden biri harcanmış yetenektir diye, işte bu Çingene Feraye de tam bu tanıma uyar bir kızcağızdı.
'Bir duhteri pakize, bir nigârı nazenin, bir bikri naşüküfte, ki henüz 18 yaşında, güzellik tacı başında, geysularını (uzun saçlarını) dökmüş, dudağını cilveyle bükmüş, gözlerinde nigâhı mestane, gamzesinde daveti şuhane' iken, türlü aşiftelik, fettanlık, oynaklıkla sokaklarda mevsimine göre çiçek, mevsimine göre enginar satar, el falı bakar, bakla falı açar, bir yandan da şarkı türkü çığırırdı ki aman o ne çığırma, sanki cennet kuşları hep bir ağızdan ötüşe başlar, insan ırkı büyülenir...

Çarşı esnafının alayı, bu bataklık çiçeği şarkıya başladı mı dükkanı, tezgahı bırakır dinlemeye koşardı, adeta çarşıda hayat dururdu o sıra. Sade şarkı mı? Değil elbette, bir yandan sesiyle dinleyiciyi etkisi altına alırken, pervane gibi fırıl fırıl döner, uçar gibi koşup birden bire durur sıçrar, parendeler atar, fiskeleme yürür, sırt üzerine yay gibi kıvrılıp türlü türlü danslarla bir yandan da seyircilere gösteri yapardı. Diyebiliriz ki, bu nigâr şarkıyla dansı birleştirip, şimdiki moda deyimle 'showgirl'lüğün de temellerini, hem de sokak ortasında atmıştır...

Çarşı kenarında göbekler atar, bale artistliği yapar, nereden öğrendiyse Arap, Acem, Çerkez raksları yapar, Moskof oyunları oynardı. Tabi karşılığını da alırdı. Hayatında bir çiçeğe para vermemiş kişioğlu bunu görünce bir demet papatyaya o zamanın parasıyla 50 kuruş, 100 kuruş atardı ki, iki bağ maydanoz kılıklı ot için büyük paralardır. Öyle ki, çarşıyı tebdil gezen dönemin reisicumhurunun görüp bizzat eliyle alnına altın yapıştırdığı tevatür edilir, öyle bir büyük yetenek...


Özellikle Hisâr-Bûselik makamında ve Raks Aksağı'nda söylediği 'Dök zülfünü meydana gel', Hüzzâm (Sofyan) makamında söylediği 'Gezdiğim dikenli aşk yollarında' ve Sûznâk (Sûzinâk) (Curcuna) makamındaki 'Pek revadır'ı pek güzel okuduğu söylenir.
Biz göremedik ama görenlerden dinledik, insan suretinde bir kıllı kara ifrit amcası var derlerdi, nasıl bir adamsa dağdaki ayılar yanında kınalı kuzu gibi kalırmış, onun zoruyla zaman zaman geceleri meyhanelere gelip şovunu hayhuy alemlerinde de yaparmış, 'Ya hey!' nidaları arasında.

Kıptî ırkının tipik özelliklerini taşır derisi amber renginde, koyu esmer, Romanyolca konuşan bu taze için, yukarıda Allah var, iffetin bembeyaz gömleğini çıkarıp atmadı der kim gördüyse, kim bildiyse, öylece kalacak değil ya, çuha potur, sarı pabuç, güllü mintan, artık neyse, iki donluk çiçekli bezle kandırmış derler kendi soyundan biri, ayıcı mıydı, çalgıcı mıydı orasını uzun araştırmalarımıza rağmen öğrenemedik. Geçmiş zaman, ne bilen kaldı, ne de hatırlayan... Yalnız 70'li senelerin ortalarında artık yaşı epey bir geçkincedir, Antalya'da bohçacılık yaptığını söyleyenler var.

Sayemizde kayıtlarda yerini alıp, ölümsüzlük şerbetinden içen bu Çingene Feraye'nin fotoğrafı, Mehper'in parayla satın alınamaz arşivindendir. Mehper, geleneksel Türk musikisini tüm tatlarıyla araştırıp, gelecek kuşaklara aktarmayı kendisine görev bilmiş bir oluşumdur.

Mehperde Deprem

Kurulduğu günden bugüne kadar sevenlerinden asla hiçbirşeyi saklamamayı, her şeyi paylaşmayı kendine ilke edinmis olan mehper yine bir ilke imza atıyor ve siz sanat severlere daha iyiyi verebilmek adına yapılan kavgalarını, yaşanan tartışmalarını bile sizlerle paylaşıyor. Sizlerde yorumlarınızla bizlere katkıda bulunarak mehperin bir parçası olun istedik.
İşte olay yaratacak tartışmalar, akıllardan çıkmayacak sözlerle noktasına virgülüne dokunmadan o olay kavgayı yayınlıyoruz. Mehper dağılıyor mu? Efsanede ayrılık rüzgarlarımı esiyor? Nefret, sevgi, kin, ihtiras, kelime oyunları, akıllara durgunluk veren çıkışlarla dolu, sanat için bu kadarda birbirini kırmaya değermi dedirtecek, olay yaratacak tarihi diyolaglar...


Aşağıdaki linkten olay yaratacak tartışmanın bütün ayrıntılarına ulaşabilirsiniz.
http://www.4shared.com/file/7967388/1f93211b/mehperkavga.html

15 Aralık 2006 Cuma

Eralp Çakıcı'yla dobra dobra konuştuk

Türk Sanat Musikisi'nin Larousse'su, Britannica'sı ve hatta Americana'sı sayılacak Mehper, sadece online bilgi arşivi olmakla yetinmeyip, siz sevgili okurlara farklı bir hizmet daha sunmaya kararlı. TV, radyo gibi mecralardan bazı malum isimler gibi faydalanmayan, özel hatta yerel yetenekleri yerinde bulup, sizlere tanıtmaya karar verdik. Bu bağlamda ilk ismimiz, özellikle Antalya'da kendine haklı bir yer edinmiş TSM sanatçısı Eralp Çakıcı oldu. Mehper olarak gidip kendisiyle bir röportaj yaptık,
söylediklerini, hayata bakışını, engin kültürünü, kendisinden öğrendiklerimizi de noktasına virgülüne dokunmadan sizinle paylaşıyoruz. Çakıcı'yla Hillside Su Hoteli'nin o muhteşem lobisinde buluştuk. İlk dikkatimizi çeken, zarafeti ve kibarlığı oldu. Ne sorduysak dobra dobra cevap verdi.
Buyrun o olay konuşmadan çıkan notlar:



Sahnelerin çılgın çocuğu Eralp Çakıcı yılbaşından itibaren yine sahnelerde
ANTALYA - Yılbaşından itibaren bar programlarına yeniden başlayacağını müjdeleyen Eralp Çakıcı, hayranlarına albüm hazırlığında olduğunun sinyallerini verdi. Kalbinin bir süredir boş olduğunu ileri süren sanatkâr, yerel bir kanalda TV programı yapacak.

Hillside Su Hoteli'nin lobisinde buluştuğumuz Antalya gece hayatının en önemli isimlerinden Türk Sanat Musikisi sanatkârı Eralp Çakıcı, sorularımızı yanıtladı. 'Okullu mu, alaylı mısınız?' şeklindeki sorumuzu Çakıcı, "Okullu veya alaylı olarak anılmak istemem, bu işte mühim olan musıki aşkıdır" diye cevapladı.
Sanatçı, niçin tercihinin Antalya sahneleri olduğunu sorduğumuzda ise "Antalya sahneleri tarih boyunca Türk Sanat Musıkisi'ne gönül vermiş isimler için adeta bir okul olmuştur, ben de en büyüklerin yolundan gitmeye niyetliyim" derken, büyükşehirlerden gelebilecek düzgün teklifler için de açık kapı bıraktı.

Antalya'da kendisine rakip olarak ne Birôl'ü, ne de Alex'i gördüğünü vurgulayan Eralp Çakıcı, kendi adının bu isimlerle yan yana gelmemesi için yıllarını verdiğini de sözlerine ekledi. Yılbaşından itibaren X'te sahne alacağını müjdeleyen Eralp Çakıcı, yerel bir kanalla görüşmelerinin sürdüğünü, prensipte anlaştıklarını, en kısa zamanda bir de müzik-talk show programı yapmaya başlayacağını belirtti.

Albüm hazırlığında olduğu için aşka vakit bulamadığından dem vuran sanatçının gözlerindeki ışıltı ise kalbinin pek de boş olmadığını fısıldıyordu sanki bize...

(Bu röportajın tam metnini, 'Röportaj Metinleri' bölümündeki linke tıklayarak görebilirsiniz)

13 Aralık 2006 Çarşamba

Gönül telimizi titretenler / 2 - Tanbur

Heyecan içinde beklenen gönül telimizi titretenler yazı dizisinin ikinci konuğu Fransızların söylemiyle 'le soeaz de magnifisiyon' yani sazların en muhteşemi tanbur. Herşeyden önce sazın adı bazı sözlüklerin yazdığı gibi Tambur değildir; ağzımızdan böyle çıksa bile , aslı Sümerce 'Pantur'dan bozulma 'Tunbur' olduğu için, N ile yazılma zarureti vardır. Esasen bu zarafette bir sazın -yeğeni Ud için de söz konusu olduğu gibi- Türklerin elinden çıkmış olması tabiidir, zira Türkler dışında hiçbir müzik kültüründe böyle bir saz yoktur.
Gelelim sazımızın icrasıyla icracılarına: zarafeti ölçüsünde hırçın bir saz olan tanburun önce uzun tellerini tam olarak kaynaştırmak (yani mükemmel bir akort yapmak), sonra da akordu aynı temizlikte korumak problemdir (bu yüzden seyahatlerde basıncı kaldırmak için ağaç eşiği yatırmak, yani telleri boşaltmak, çalarken de arada bir akord yapmak gerekir).
Tanbur, sapi oldukca uzun bir sazdir. Tum icra bu sap uzerinde en altta bulunan telde, yani yegah telinde yapilir. Tanburiler icra sirasinda sapi hafifce yukari-asagi sallamakta ve bu sayede titresimi arttirarak farkli duygular ifade edebilmektedirler.
Söyle demiştir ünlü tanburilerimizden biri;
' Yegahındır seni inleten, acem asiran perdendir beni benden alan'.
Bağa mızrabın çelik tellere vurulmasından kaynaklanan hışırtının da yokedilip sadece müzik sesinin duyulması sağlanmalıdır. Ayrıca her defasında perdelerin en uygun yerine basılmazsa çıkan ses cızlar.
İşte bu sadece hırçın değil, bela derecesinde güç olan sazımız, Büyük Osman Bey, Şeyh Abdülhalim Ef., İzak, Oskiyam ve Ali Efendi gibi ilk büyük isimlerden sonra, eldeki ses belgelerine göre tarihte ilk defa Ermeni asıllı Tanburi Göbelekzede Ehrem Efendi tarafından adeta dile getirilmiştir. Tanburunu konuşturduğu söylenen Göbelekzede Ehrem Efendi nevrastenik bünyesiyle hırçın ve melankolik karakterinin de tesiriyle tanburu şaha kaldırmış, saza 'nazlı nazlı şarkı söyletmeyi' başarmıştır. İstanbul'un Ermeni mahallerinde büyüyen Ehrem Efendi çok küçük yaşlarda tanburla tanışmıştır. Sazın uzun sapı sebebiyle yapılan latifelere aldırmadan tanburuna aşk ile sarılmıştır. Hiç dünya evine girmemesi ile ilgili yapılan yorumlara bakın nasıl cevap vermiştir Ehrem Efendi;
"Mûsıkî hikmete dâir fendir
Bilene bilmeyene rûşendir
Nice esrârı var idrâk idecek
Yer gelür sîneleri çâk idecek"

Esasen fevkalade nazik ve hassas olan tanbur Türk musikisini tek başına temsil etmeye en fazla kabiliyetli solo sazımızdır.
Yine geleneği koruyalım ve isterseniz ünlü tanburi Kadı Fuad Efendinin sazımızla ilgili söylediği duygu dolu sözlerle bu yazımızı noktalayalım.
Ey Şehenşâh-ı cihân, âmâde-i ihsânınım,
Pâdişâhım, ömrünü efzûn ede hak dâima,
Şevketinle kâmuran ol devletinle bin yaşa
Görmemiş emsâlinî şâhım efendim nev-felek

Bir sonraki yazımızda yine Türk Musıkisinin gönül tellerini titreten bir başka sazıyla birlikte oluncaya kadar sevgi ve musıki dolu günler sizlerle olsun diyorum sevgili sanat dostları.

12 Aralık 2006 Salı

Kim Kimdir? Ep - 2: Samurkaş Emin ve Sırık Hamalı Cem


Harcanmış yetenekler, gizli kalmış efsaneler... Hayatta insanı en çok üzen şeylerin başında gelir. İşte bu ikisi de tam bu tarife uyar, erazil güruhundan bed tıynetli iki zıpır... Yorgancı çırağı Samurkaş Emin ile Sırık Hamalı Cem.
Aslen nerelidirler bilinmez, İstanbul'un ayaktakımından iki pırpırı gençken, bu ikisi, özellikle işret alemlerinde Allah vergisi güzel sesleri ve nereden edindikleri belli olmayan usul bilgileriyle adeta yerel birer şöhret oldular.
Gece gündüz meyhaneden çıkmaz, haşarat takımından, 'bu ikisi olmadan, Galata şehrinde neredeyse içki meclisi kurulmaz oldu' diye bahseder o devirleri bilenler. Şimdinin usullerinden düet daha o zamanlar alemin meçhulüyken, bu ikisinin birlikte icra ettikleri şarkılar dillere pelesenk olmuştu.
Burada bahsetmeye hicap duyulacak, türlü şenaatte ve erazillikte kimseye geçilmez bu ikili, kimbilir nerde hangi şeytan kılıklı hayta ve hazele gürühuyla kurulan bir iyş ü işret sofrasından sonra yokolup gittiler, adları kaldı.
Yalın ayağında yarım pabuçla gezen ikisinin özellikle birlikte söyledikleri "Fâriğ olmam meşreb-i rindâneden" ve "Gidelim Göksu'ya bir âlem-i âb eyleyelim" hala birer şehir efsanesidir diyebiliriz.
Görülen fotoğrafta Samurkaş Emin soldan ikinci sırada, gündüzleri İskele Meydanı'nda sırık taşıyan Hamal Cem de güler yüzü ve sırtında küfesiyle diğerlerinden ayrılabilir. Fotoğraf, Mehper'in Mısır hazineleri kıymetindeki arşivindendir. Mehper, Türk Sanat Musikisi'nin son numarasıdır.

05 Aralık 2006 Salı

Günül telimizi titretenler / 1 - ÛD-OUD


Türk Sanat Musıkisi, besteleriyle, güfteleriyle ve onu icra edenleriyle olduğu kadar sazlarıylada ayrıcalıklıdır. Hiçbir batı müziğinde kullanılan saz , bir udun, bir kanunun, bir tanburun tadını asla veremez. Gönül telimizi titretenler yazı dizisindede siz saygı değer okurlarımıza dilimiz döndüğünce bu essiz sazlarımızı tanıtmaya çalışacağız.
Köşemizin bu haftaki konuğu hiç şüphesiz ki başlı başına bir orkestraya bedel olan sazlarımızdan olan ud. Türk Sanat Musıkisine gönül verenlerin baştacıdır ud. Her bir telinden çıkan ses bize ayrı bir duyguyu anlatır.
Ud perdesiz olması sebebi ile zengin bir ses aralığına sahiptir.Yüzyıllardır kullanılmasına, Ud için binlerce eser yazılmasına rağmen hala melodik zenginliğini korumaktadır. Perdeli ve mızraplı aletlere göre çok teknik ve zordur. Ud uzunca bir zamanda sabır ve azimli bir çalışma ile öğrenilebilir. Tok ve Davudi sesi ile büyüleyici ve şevk verici bir musıki aletidir. Dönemin asilzadeleri büyük zanaatkarların elinden çıkma pahabiçilmez udlarını evlerinin başköşesinde sergilerlerdi.
Ud'dan bahsederken büyük ud sanatkârı(udi) Amed Öküzpaşa'dan bahsetmeden geçilemez. Kendi ifadesi ile "Bizim tanbur zevkine dayalı üslûbumuz." diye adlandırdığı ve son dönemde Ud'a gönül vermiş pek çok kişinin rağbet ettiği bir tür tarz yada ekoldür.
Amed Öküzpaşa pek çok udiden farklı olarak çok ilerleyen yaşlarda ud çalmaya başlamıştır. 42 yaşında gözlerini ve elini kaybeden sanatçımız ''Ud çalarken göz değildir gönüldür gören, mızrabı tutan parmaklar değil kalbinizdir zaten'' sözleriyle tanınmıştır.
Bu yazımızı müsadenizle Hammamizade İsmail Dede Efendinin ud için yazdığı söylenen bir dörtlüğü ile sonlandırmak istiyorum.
''Zülfündedir benim baht-ı siyahım
Sende kaldı gece gündüz nigahım
İncitirmiş seni meğerki ahım
Seni sevdim budur benim günahım''
Sevgi ve musıki dolu günler diliyorum efendim.

Kim kimdir? Ep - 1: Miralay Kazarzade Alper Bey



Sayfamızda sadece müzik, notalar, şarkılar olmayacak, tabii ki geçmişin kıymeti anlaşılmamış değerlerini de elimizden geldiğince, dilimiz döndüğünce bir bir sizlere tanıtmaya çalışacağız. Tarihin tozlu yapraklarında kaybolmaya yüz tutan bu musiki gönüllülerinin, 'mehper' arşivindeki paha biçilmez fotoğraf ve ilüstrasyonlarını da sizlerle paylaşacağız.

İlk konuğumuz Miralay Kazarzade Alper Bey. Bu zat-ı muhterem, aslen Ankara (o zamanlar Engürü) eşrafından bir beyin oğlu olup, musikiyle de aile ortamında tanışmıştır. Ağabeylerinin çaldığı saz, bağlama ve ud sesleri arasinda bir çocukluk geçiren Alper Bey'in musiki merakı, İstanbul'daki askeri okulda iyiden iyiye gelişti.

Aynı zamanda sertliğiyle de tanınmış bir ordu zabiti olan Alper Bey, güzel sesi ve adeta 'konuşturduğu' uduyla bestelerini okuduğu ilk cihan harbi yıllarında cephede askerin de sevgilisi oldu.

Bir çırpıda akla geliveren besteleri arasında "Acemaşiran peşrev, Bir haber ver ey saba n'oldu gülistanım, O tebessüm o tavırlar, Ney taksimi, Gördüm seni sevdim güzelim gonca i-tersin, Görmedim ömrümün asude geçen" sayılabilir.

Akıbeti tafsilatıyla bilinmeyen Kazarzade'nin cumhuriyetin ilanıyla ordudan ayrılıp güneyin şirin ili Antalya'ya (o zamanlar Pamfilya) yerleştiği, ticaretle iştigal ettiği söylenir. Elimizdeki bu fotoğrafı, kendisinin askerlik yıllarına aittir.

04 Aralık 2006 Pazartesi

Mehper hareketi




Mehper bir Türk Sanat Musikisi hareketidir kimilerine göre.
Okul sıralarında başlayan bu hareket yıllar sonra tekrar gündeme gelmiş, sanal ortama taşınmıştır.
Artık Türk Sanat Musikisi sadece rakı sofralarında çalınıp söylenmemeli, meze yapılmamalıdır. Türk Sanat Musikisi sarayların, soyluluların müziğidir. Batılının klasik müziğine gösterilen saygıdan fazlasını haketmektedir bizce.
Bizler sağlıklı yeni nesiller yetiştirmenin anahtarının Türk Sanat Musıkisi sevgisinde olduğuna inanıyoruz. Sevmeyi, sevilmeyi, acıyı, kederi, mutluluğu, ayrılığı yani duyguların en güzellerini Türk Sanat Musıkisi bestelerinden öğrenmeli Türk gençleri. Bunları büyük ustaların elinden çıkan güftelerle, unutulmaz icracıların yorumlarıyla dinlemeli.
Bizler, gerçek sanat tutkunları, bunların olacağı günün beklentisiyle yaşamamalı, birilerinin bunu yapmasını beklememeliyiz. Büyük Mehper hareketi başlamıştır. Hayırlara vesile olsun efendim.

03 Aralık 2006 Pazar

Mehper (Kuruluş)


Sene: 90'ların Antalyası... Gençlerde bir, nasıl desem, yabancıya özenme, kılığından kıyafetinden tut da, müziğine kadar...

Biz de dedik ki, "bre gardaşım, nedir bu yabancıya özenme? Adam afedersin ama cayır cayır çalıyoru alentrikli gitarı, yanında davulu dövdükçe dövüyoru, eşşek gibi de anırıyoru, bizim genç oğlanlar kızlar da bunlara heves edip kafa sallayoru, bira içiyoru ve hatta cigara da içiyoru.

Halbuse bizim gendi öz müziğimiz var, Türk Sanat Musikisi, çok daha zarif, çok daha latif ve çok daha hafif (en azından kulak için) bir müzik. Biz bunu hakkıyla ve layığıyla çalıp söylersek, gençler de hem özlerine döner bir nebze, hem de bira yerine rakı içer" dedik, o gün çok iyi hatırlıyorum sigarayla ilgili bi tespitimiz olmadı.

Yaaa, işte böyle kuruldu 'mehper' efsanesi...

Sanal ortama da bugün taşındı, hayırlara vesile olsun (Amin!)